top of page

Women In Provenance 

Şüheda Yüksel

Projenin Amacı ve Kapsamı

"Women in Provenance" projesi özellikle müze tarihindeki “gizli” kalmış kadın figürlere odaklanan, dijital beşerî bilimler temelli bir projedir. Proje, 19. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıla kadar Stanford Üniversitesi’nin antropolojik, arkeolojik vb. koleksiyonlarının oluşmasında rol oynamış ancak isimleri çoğunlukla kayıtlara geçmemiş veya kayıtlarda arka planda kalmış bağışçıları, koleksiyonerleri ve araştırmacıları ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. SUAC’ın (Stanford University Archaeology Collections) temel kaynak kayıtlarını zenginleştirmek amacıyla, gözden kaçan kadınların ve onların oluşturdukları kültürel koleksiyonları keşfetmek için dijital bir haritalandırma sistemi oluşturulmuştur. Proje, koleksiyonun kim, ne, nerede, ne zaman ve nasıl oluşturulduğuna dair toplu kaynak verilerine erişimi iyileştirmek için nitel metodolojileri hesaplamalı örüntü analizi ile birleştirmiştir.

image.png

Görsel 1. Projenin Ana Sayfası

Projenin Kadrosu ve Destekçileri

Women in Provenance projesi, Stanford Üniversitesi’ne bağlı CESTA (Center for Spatial and Textual Analysis) merkezinin destekleriyle geliştirilmiştir. CESTA, Stanford Üniversitesi’ndeki Wallenberg Hall’da yer alan, uluslararası alanda tanınmış bir dijital beşerî bilimler merkezidir. CESTA, kuruluşundan bu yana ortaya çıkan dijital metodolojileri ve araçları birleştirmiştir. CESTA tarafından yürütülen projeler ve laboratuvarlar; mekanları, küresel alanları, metinleri, metinsel eserleri, veri görselleştirme, dijital küratörlük, koruma ve sergilemeyi, bağlantılı verileri ve birlikte çalışabilirliği ve sürdürülebilirliği araştırmaktadır. CESTA dışında, Stanford Üniversitesi’nden Antropoloji Bölümü, Cantor Görsel Sanatlar Merkezi, Disiplinlerarası Dijital Araştırma Merkezi, Stanford Arkeoloji Merkezi ve Stanford Üniversiteleri; Stanford Üniversitesi dışında ise Pensilvanya Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi Arşivleri projeye destek olmuşlardır.

 

Projenin çekirdek kadrosunda SUAC Küratörü ve Koleksiyon Müdürü Christina Hodge yer almaktadır. Christina Hodge, SUAC yönetiminde arkeolojik, antropolojik ve arşiv yaklaşımları uygulamakta ve bu yaklaşımları CESTA projelerine entegre etmektedir. Women in Provenance projesinin lideri olarak, nitel metodolojiler ve hesaplamalı analiz kullanarak, Stanford’un şu anda bulunduğu alanın gelişimine, kadınların SUAC’a katkılarına hem fiziksel hem de sanal sergiler aracılığıyla ışık tutmaktadır.

 

Christina Hodge dışında Veronica Jacobs-Edmondson koleksiyon asistanı olarak projede yer almış, özellikle öğrenci küratörlerden sorumlu olmuştur. Proje, Stanford’un “öğrenerek araştırma” modeline dayandığı için birçok lisans öğrencisi de öğrenci küratör adı altında serginin tasarımı ve dijital anlatısını kurma konusunda kilit rol oynamıştır. İlgili link: (https://storymaps.arcgis.com/collections/31ec1bec22d94a84a2ee2be29bd180fe?item=6)

Projenin İçeriği

Proje 1880’lerden 1980’lere kadar Stanford koleksiyonuna yön veren 17 kadını dört ana başlıkta incelemektedir. Bu başlıklar şu şekildedir:

1. Matrimony and Mobility (Evlilik ve Hareketlilik) -İlgili link-

Bu başlıkta evlilikleri sayesinde seyahat eden ve bu esnada koleksiyon oluşturan dört isim incelenir.

*Eunice Sophronia “Frona” Smith Wait Colburn (1859-1946): Yazar, gazeteci, şarap uzmanı ve aktivisttir. 1900 yılında ikinci eşi ile gittiği Meksika ve Guatemala gezilerinde eserler toplamıştır.

*Mary Denison Wilt Thomas (1874-1983): Eşi Dr. Jerome B. Thomas’ın Filipinler ve diğer bölgelerdeki görevi sırasında eserler toplamıştır. Özellikle Bontoc Igorot halkından olmak üzere yüzlerce fotoğraf çekmiş ve birçok kültürel obje toplamıştır.

*Gertrude Louise Schonck Paige (1885-1964): Eşi ile birlikte 1930’lardan itibaren Orta Amerika’da tatil yaparken birçok eser biriktirmiştir. 1952-1953’te Meksika’nın Nayarit eyaletindeki Ixtlan del Rio bölgesinde seyahat etmişler, oradan birçok eser almışlardır.

*Jean Margaret Strick Armstrong Marshall (1913-1999): Eşinin görevleri nedeniyle bulunduğu özellikle Pasifik ve Asya bölgelerinden birçok etnografik eserler toplamıştır.

 

2. Professional Pathways (Profesyonel Yollar) -İlgili Link-

Bu başlıktaki kadınlar, seyahatleri eşlerine bağlı olmayan, kendi işleri veya sosyal statüleri gereği dünyayı gezen kadınlardır.

*Ruth Baird Bryan Owen Rohde (1885-1954): ABD’nin ilk kadın büyükelçilerinden biridir (Danimarka’ya). 1934’te Grönland’ı ziyaret etmiştir. Grönland ve İskandinavya’dan eserler getirmiştir.

*Hilda Hempl Heller (1891-1964): Bakteriyoloji ve zooloji alanlarında uzmanlaşmış bir biyologtur. Peru ve Himalayalar’da bizzat araştırmalar yürütmüştür.

*Nina Perera Collier (1907-1973): Latin Amerika’yı sık sık gezmiştir. 1940’larda eşiyle birlikte Bolivya’nın La Paz kentinden görevlendirilmişlerdir. Görsel-işitsel antropoloji ve kültürel koruma projeleriyle tanınmışlardır.

*Marian Helene Sanford Demmert Crow (1911-1994): Alaska’daki St. Lawrence Adası’nda kamu sağlığı hemşiresi olarak görev yaparken buradaki Yup’ik topluluklarının kültürel mirasına duyduğu saygı ile önemli bir koleksiyon oluşturmuştur.

 

3. Scholarship as Self-determination (Öz-belirlenim Olarak Akademik Faaliyet) -İlgili Link-

Bu başlıktaki kadınlar, bilimsel metodolojileri kullanarak antropoloji ve arkeoloji dünyasında uzman olarak kabul edilen kadınlardır.

*Mary Louise Baker (1872-1962): 1908’den itibaren Pennsylvania Üniversitesi Müzesi’nde arkeoloji sanatçısı olarak yer edinmiştir. Louise heykeltıraş, ressam ve restoratör olarak büyük saygı görmüştür. Onun sanatsal reprodüksiyonları onu Meksika, Guatemala, Irak ve Avrupa’nın dört bir yanındaki koleksiyonlara götürmüştür.

*Hazel Dorothy Hansen (1899-1962): 1940 yılında Klasik Filoloji ve Arkeoloji alanında profesörlüğe yükselmiştir. Yunanistan’da kazılar yapmıştır.

*Merlee Greene Robertson (1913-2012): Kariyeri, 1960’larda Guatemala’daki bir Maya arkeolojik alanında Pennsylvania Üniversitesi’nin Tikal Projesi için sanatçı olarak çalışmaya başlamasıyla ivme kazanmıştır. Orta Amerika’yı dolaşmıştır. Hayatı boyunca binlerce baskı yaparak Maya uygarlığının önemli eserlerini belgelemiştir.

*Jane Fishburne Collier (d. 1940): Meksika’nın Chiapas bölgesinde saha araştırması yapmıştır. Feminist antropoloji alanını şekillendirmiştir.

 

4. Women in Progress (Araştırması Süren Kadınlar) -İlgili Link-

*Mrs. Emile Brugsch (1879?-1935?): Kahire’de yaşadığı süre boyunca en az 273 obje toplamıştır.

*Rosamond Hobart Peirce (1908-1975): Amerikalı bir gıda araştırmacısıdır. Rosamond’un hayatı hakkında çok az bilgi bulunmaktadır.

*Janice Eleanor Mehrin Eilers (1927-?): Janice, sosyal ve ekonomik kalkınmaya odaklanan uluslararası bir kâr amacı gütmeyen kuruluş olan Asya Vakfı’nda çalışan William L. Eilers ile evlenmiştir. Janice, 1961-1963 yılları arasında yaklaşık 70 eşya satın almış ve bunları 2002’de Stanford’a bağışlamıştır.

*Fujiko Imamura (?-?): 1955 yılında burslu yabancı öğrenci olarak Stanford Üniversitesi’nde eğitim görmeye gelmiştir. Fujiko’nun babası Japonya’da bir kültür merkezi işletmekteydi ve Fujiko 1959’da mezun olduğunda Stanford Antropoloji Bölümü’ne iki Ainu eşyası bağışlamıştır.

Projede Kullanılan Dijital Araçlar ve Platformlar

Projenin temel sunum platformu ArcGIS StoryMaps’tir (https://storymaps.arcgis.com/). Bu araç; metinleri, görselleri, videoları ve etkileşimli haritaları tek bir akışta birleştirir. Kullanıcıların, nesnelerin kökenini ve kadınların hayat hikayelerini coğrafi bağlamda ‘aşağı doğru kaydırarak’ keşfetmesini sağlar. Haritada bir noktaya tıklandığında, ekranın bir yanında o bölgeye ait tarihi fotoğraflar belirirken diğer yanında o bölgeden Stanford’a getirilen spesifik nesneler görünür. Kullanıcı haritada ilerledikçe, zaman çizelgesi de onunla birlikte hareket eder. Bu, nesnenin kökenini statik bir yer ismi olmaktan çıkararak canlı bir yolculuk hikayesine dönüştürür.

image.png

Görsel 2

Kadınların seyahat rotalarını ve nesnelerin toplandığı konumları dijital haritalara işlemek için CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) kullanılmıştır. Bu sayede 19. ve 20. yüzyıldaki kadın hareketliliği görsel bir veri setine dönüştürülmüştür. “Görünmez” kadınların kimliklerini belirlemek için proje ekibi; Ancestry.com, Newspapers.com ve Stanford Digital Repository veritabanlarını kullanmıştır. Ancestry.com, nüfus kayıtları, gemi yolcu listeleri ve aile ağlarını takip etmek için (https://www.ancestry.com/); Newspaper.com, dönemin yerel gazete haberlerinde geçen bağışçı isimlerini doğrulamak için (https://www.newspapers.com/); Stanford Digital Repository ise müze kayıtlarının dijitalleştirilmiş kopyalarına erişim sağlamak için kullanılmıştır (https://sdr.library.stanford.edu/).

Görseller

image.png
image.png
image.png
image.png
image.png
image.png

Sonuç ve Değerlendirme

Geleneksel köken araştırmaları, nesnenin mülkiyet silsilesini teknik bir döküm dâhilinde ele alırken; bu proje, provenansı bir "sosyal ağ analizi" metodu olarak yeniden kurgulamıştır. Arşivlerdeki "Bay X'in Eşi" (Mrs. X) gibi anonimleştirilmiş veya ikincil kılınmış kimliklerin ötesine geçilerek; Marian Crow gibi figürlerin hemşirelik mesleği üzerinden kurdukları özgün saha pratikleri ve M. Louise Baker gibi uzmanların teknik illüstrasyon yetkinlikleri gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu durum, kadınların tarihsel süreçlerdeki rollerini "pasif bağışçı" konumundan çıkarıp, antropolojik bilginin üretiminde "aktif kurucu failler" olarak yeniden konumlandırılmıştır.

 

Proje, tarih yazımında mekânsal analiz (spatial analysis) ve mikro-tarih (micro-history) yaklaşımlarının dijital platformlar (ArcGIS StoryMaps) üzerinden nasıl sentezlenebileceğine dair somut bir model sunmaktadır. Nesnelerin coğrafi kökenleri ile koleksiyoner kadınların biyografik rotalarının haritalandırılması, 19. ve 20. yüzyılın küresel hareketlilik ağlarını sadece metinsel değil, görsel bir veri seti olarak literatüre kazandırmıştır. Bu metodoloji, arşivsel sessizliği bozmak adına nüfus kayıtlarından gemi manifestolarına kadar uzanan geniş bir kaynak yelpazesinin "arşiv dedektifliği" prensibiyle kullanılmasının, kurumsal anlatıları nasıl dönüştürebileceğini kanıtlamıştır.

 

Bu özelliklerinin yanı sıra projenin bazı sınırlı/eksik kalan yönleri de vardır. En belirgin sınırı ise projenin sadece Stanford Üniversitesi koleksiyonlarından ibaret olmasıdır. Bu durum küresel çeşitliliği yeterince iyi yansıtılamamasına sebep olabilir. Bunun yanında proje, Batılı, elit ve iz bırakabilmiş kadınlardan ibarettir. Bu da kadınların geldiği sosyo-ekonomik çevrelerin incelenmesi konusunda tek bir bakış açısı ile sınırlıdır. Bunlara ek olarak projenin dijital araçları güçlü olmakla birlikte dijital görselleştirme ‘gösterme’ düzeyinde kalmakta, ‘açıklama’ düzeyine geçememektedir. Ayrıca uzun dönemli değişimleri ve kadınların koleksiyon süreçlerindeki rollerinin dönüşümünü karşılaştırmalı ve sistematik bir biçimde izlemek için yeterli veri yoğunluğuna sahip değildir.

 

Projenin genel değerlendirmesi yapıldığında, Stanford’un bu girişiminin müzecilikteki dekolonizasyon ve toplumsal cinsiyet adaleti tartışmalarına pratik bir karşılık verdiği görülmektedir. Müze etiketlerinin ve dokümantasyon dilinin revize edilmesi, tarihin sadece kazananlar veya resmi otoriteler tarafından değil, görünmez kılınmış emek sahipleri tarafından da yazıldığını tescil etmiştir.

 

Women in Provenance projesi, kadınların koleksiyon ve mülkiyet geçmişlerindeki rollerini merkeze alması bakımından, dijital beşeri bilimler alanında yürütülen birçok kadın odaklı projeyle ortak bir zemini paylaşmaktadır. Women Writers Project, Women’s History Museum of Zambia ve Frauenmuseum Istanbul gibi girişimler de benzer şekilde tarih yazımında dışlanmış kadınları görünür kılmayı hedeflemektedir. Ancak bu projelerle karşılaştırıldığında Women in Provenance projesini ayırt eden temel unsur, kadınları özne olarak ele almanın ötesinde, tarihsel bilginin üretildiği teknik alanlara -örneğin metadata sistemlerine- müdahale etmesidir. Örneğin Women Writers Project, kadınların yazılı üretimini dijitalleştirerek kanona dahil etmeyi amaçlarken; Women in Provenance, kanonun nasıl oluştuğunu ve hangi kayıt pratiklerinin kadınları sistematik olarak dışarıda bıraktığını sorgular. Benzer şekilde Women’s History Museum of Zambia, sömürgecilik sonrası bağlamda yerel kadın tarihlerini öne çıkarırken, Women in Provenance daha çok Batılı akademik kurumlar içinde üretilmiş koleksiyon bilgisinin eleştirisine odaklanır. Bu durum, Women in Provenance’ın eleştirel gücünü artırmakla birlikte, coğrafi ve kurumsal açıdan daha sınırlı bir çerçevede kalmasına da yol açmaktadır.

 

Women in Provenance projesinin temel varsayımları, Türkiye’de müzeleşme ve koleksiyon tarihine büyük ölçüde uygulanabilir niteliktedir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte koleksiyon ve envanter kayıtlarının erkek merkezli bürokratik yapılar içinde üretilmiş olması, kadınların bu süreçlerdeki rollerinin sistematik biçimde görünmez kalmasına yol açmıştır. Bu açıdan proje, Türkiye tarihçiliği için eleştirel ve dönüştürücü bir çerçeve sunmaktadır. Bununla birlikte, projenin Türkiye’de birebir uygulanması mümkün değildir. Sınırlı metadata, geç dijitalleşmiş arşivler ve kadınların çoğunlukla dolaylı biçimde kayda geçmesi, yöntemin uyarlanmasını zorunlu kılar. Türkiye bağlamında Women in Provenance benzeri bir çalışma, yazılı belgelere ek olarak sözlü tarih, aile arşivleri ve mikro-biyografik verilerden yararlanmak durumundadır. Yani Women in Provenance, Türkiye’de birebir kopyalanabilecek bir model değil, eleştirel olarak uyarlanabilecek bir yöntem seti sunmaktadır. Arşiv eksiklikleri, kurumsal sınırlılıklar ve kayıt dışı bilgi alanlarının genişliği, projeyi zorlaştırmakla birlikte, Türkiye bağlamında onu daha dönüştürücü ve yenilikçi kılma potansiyeline de sahiptir. Bu yönüyle Women in Provenance, Türkiye’de kadınlar, koleksiyonlar ve kültürel miras arasındaki ilişkileri yeniden düşünmek için güçlü bir teorik ve metodolojik zemin sağlamaktadır.

 

Sonuç olarak, "Women in Provenance" projesi, tarihin sadece bir geçmişi hatırlama eylemi değil, aynı zamanda bir arşivi onarma süreci olduğunu göstermiştir. Bu çalışma, sadece Stanford koleksiyonları için değil, dünya genelindeki benzer akademik ve kültürel kurumlar için de kapsayıcı tarih yazımı adına standart belirleyici bir referans noktası teşkil etmektedir. Araştırmanın "Women in Progress" kategorisiyle açık uçlu bırakılması, tarihsel hakikatin statik bir veri değil, sürekli güncellenen ve keşfedilen dinamik bir süreç olduğuna dair önemli bir bilimsel duruşu simgelemektedir.

bottom of page